Bir restoranda İngilizce konuşurken rezervasyon yaptırmak, menüdeki bir malzemeyi sormak ya da hesabı istemek için uzun cümlelere ihtiyaç duymazsınız. Ancak aynı isteği farklı biçimlerde söyleyebilmek, özellikle garsonun sorularını anlamak açısından işinizi kolaylaştırır. Bu derste İngilizce restoran diyaloglarını girişten ödemeye kadar adım adım ele alacağız. Her İngilizce ifadeyi dinleyebilir, Türkçesini hemen altında görebilirsiniz.

Diyaloglar günlük kullanım için hazırlanmış örnek konuşmalardır. Menü içeriği, alerjen bilgisi, fiyatlar ve restoran kuralları işletmeden işletmeye değişir. Özellikle gıda alerjilerinde yalnızca örnek cümlelere dayanmayın; ilgili görevliyle açıkça teyit edin.

Restoranda Kullanılan İngilizce Kelimeler

Önce karşılaşacağınız temel kelimeleri tanıyalım. Tek kelime ve kısa ifadelerin Türkçeleri aynı satırda verilmiştir.

Masa ve menüyle ilgili kelimeler

restaurant: restoran
reservation: rezervasyon
table for two: iki kişilik masa
available table: boş / müsait masa
waiting list: bekleme listesi
menu: menü
set menu: sabit menü
à la carte: menüden tek tek seçerek sipariş verme
starter / appetizer: başlangıç yemeği
main course: ana yemek
side dish: yan yemek / garnitür
dessert: tatlı
daily special: günün özel yemeği
vegetarian: vejetaryen
vegan: vegan
allergen: alerjen
ingredients: içindekiler / malzemeler
portion: porsiyon
kids’ menu: çocuk menüsü

Sipariş, servis ve ödeme kelimeleri

waiter: erkek garson
waitress: kadın garson
server: servis görevlisi / garson
host: karşılama görevlisi
still water: gazsız su
sparkling water: gazlı su
tap water: musluk suyu
cutlery: çatal bıçak takımı
napkin: peçete
sauce: sos
dressing: salata sosu
to go / takeaway: paket / götürmek için
bill (UK): hesap (İngiliz İngilizcesi)
check (US): hesap (Amerikan İngilizcesi)
service charge: servis ücreti
tip: bahşiş
receipt: ödeme fişi
split the bill: hesabı bölüşmek

Menüde karşılaşabileceğiniz bir fark: Entrée Amerikan İngilizcesinde genellikle ana yemek anlamına gelirken bazı başka menülerde başlangıç yemeği anlamında kullanılabilir. Kararsız kaldığınızda yemeğin içeriğini veya porsiyonunu sormak daha güvenlidir.

Telefonla Restoran Rezervasyonu Yapma

Rezervasyon sırasında genellikle tarih, saat, kişi sayısı ve isim sorulur. I’d like to book a table ya da I’d like to make a reservation ifadeleri doğal ve kibardır.

Diyalog 1: Akşam yemeğine masa ayırtma

İki kişi cumartesi akşamı yemek yemek istiyor.

Görevli:Good afternoon. Olive Restaurant. How can I help you?
İyi günler. Olive Restoran. Size nasıl yardımcı olabilirim?
Müşteri:Hello. I'd like to book a table for Saturday evening.
Merhaba. Cumartesi akşamı için masa ayırtmak istiyorum.
Görevli:Certainly. For how many people?
Elbette. Kaç kişilik?
Müşteri:For two people, please.
İki kişilik, lütfen.
Görevli:Would seven thirty work for you?
Saat yedi buçuk sizin için uygun olur mu?
Müşteri:Yes, that would be perfect.
Evet, harika olur.
Görevli:May I have your name, please?
Adınızı alabilir miyim, lütfen?
Müşteri:It is under Demir.
Demir adına olacak.
Görevli:Do you have any seating preferences?
Masa yeri konusunda bir tercihiniz var mı?
Müşteri:A quiet table, if possible.
Mümkünse sakin bir masa.
Görevli:We will do our best. See you on Saturday.
Elimizden geleni yapacağız. Cumartesi görüşürüz.
Müşteri:Thank you. Goodbye.
Teşekkür ederim. Hoşça kalın.

Kullanım notu: Under Demir ifadesi “Demir adına” anlamındadır. Would seven thirty work for you? bir saat önerirken kullanılan kibar bir sorudur. Saatin akşam mı sabah mı olduğunu gerekirse p.m. ile netleştirebilirsiniz.

Rezervasyon Olmadan Masa İsteme

Restorana doğrudan gittiğinizde Do you have a table for two? sorusuyla başlayabilirsiniz. Yer yoksa bekleme süresini veya daha sonraki bir saatte masa olup olmadığını sorun.

Diyalog 2: Boş masa ve bekleme süresi

İki arkadaş kalabalık bir restorana rezervasyonsuz giriyor.

Karşılama görevlisi:Good evening. Do you have a reservation?
İyi akşamlar. Rezervasyonunuz var mı?
Müşteri:No, we do not. Do you have a table for two?
Hayır, yok. İki kişilik boş masanız var mı?
Karşılama görevlisi:Not right now, but we should have one in about twenty minutes.
Şu anda yok ama yaklaşık yirmi dakika içinde bir masa boşalabilir.
Müşteri:Could you put our names on the waiting list?
Adlarımızı bekleme listesine yazabilir misiniz?
Karşılama görevlisi:Of course. May I have your name?
Tabii. Adınızı alabilir miyim?
Müşteri:Elif. Is there somewhere we can wait?
Elif. Bekleyebileceğimiz bir yer var mı?
Karşılama görevlisi:Yes, you can wait near the entrance.
Evet, girişin yakınında bekleyebilirsiniz.
Müşteri:Would it be possible to sit outside?
Dışarıda oturmak mümkün olur mu?
Karşılama görevlisi:I can check when a table becomes free.
Bir masa boşaldığında kontrol edebilirim.
Müşteri:That would be great. Thank you.
Harika olur. Teşekkür ederim.

About twenty minutes, yaklaşık yirmi dakika demektir; kesin bir süre vaadi değildir. Would it be possible to…? ise daha nazik bir istek biçimidir.

Masaya Yerleşme ve Menü İsteme

Masaya oturduğunuzda garson size menüyü getirebilir, su isteyip istemediğinizi sorabilir. Hazır değilseniz sipariş vermek için birkaç dakika daha isteyebilirsiniz.

Diyalog 3: Menü, su ve biraz zaman isteme

Müşteriler masaya oturuyor ama henüz ne yiyeceklerine karar vermemişler.

Garson:Welcome. Here are your menus.
Hoş geldiniz. Menüleriniz burada.
Müşteri:Thank you. Could we have some water, please?
Teşekkürler. Biraz su alabilir miyiz, lütfen?
Garson:Still or sparkling?
Gazsız mı, gazlı mı?
Müşteri:Still water, please.
Gazsız su, lütfen.
Garson:Would you like to order now?
Şimdi sipariş vermek ister misiniz?
Müşteri:Could we have a few more minutes?
Bize birkaç dakika daha verebilir misiniz?
Garson:Of course. Take your time.
Elbette. Acele etmeyin.
Müşteri:Also, do you have an English menu?
Bir de İngilizce menünüz var mı?
Garson:Yes. I will bring one right away.
Evet. Hemen getireceğim.
Müşteri:Thanks. We will call you when we are ready.
Teşekkürler. Hazır olduğumuzda sizi çağıracağız.

Önemli: Take your time “Acele etmeyin” demektir. Still water gazsız sudur; sparkling water ise gazlı sudur.

Menüdeki Yemeği ve İçindekileri Sorma

Menüde tanımadığınız bir yemek olduğunda ne içerdiğini, nasıl hazırlandığını ve yanında ne geldiğini sorabilirsiniz. What does it come with? “Yanında ne geliyor?” anlamına gelir.

Diyalog 4: Günün yemeği ve malzemeler

Müşteri günün özel yemeğini merak ediyor.

Müşteri:Excuse me, what is the special today?
Affedersiniz, bugün günün özel yemeği ne?
Garson:It is grilled chicken with roasted vegetables.
Fırınlanmış sebzelerle servis edilen ızgara tavuk.
Müşteri:What does it come with?
Yanında ne geliyor?
Garson:It comes with rice and a small salad.
Yanında pilav ve küçük bir salata var.
Müşteri:Is the sauce spicy?
Sosu acılı mı?
Garson:It is mildly spicy.
Hafif acılı.
Müşteri:Can I have the sauce on the side?
Sosu ayrı alabilir miyim?
Garson:Yes, no problem.
Evet, sorun değil.
Müşteri:And how big is the portion?
Peki porsiyonu ne kadar büyük?
Garson:It is quite filling.
Oldukça doyurucu.
Müşteri:That sounds good. I think I will have that.
Kulağa güzel geliyor. Sanırım onu alacağım.

On the side, özellikle sos veya garnitürün ana yemeğin üzerinde değil ayrı servis edilmesini istemek için kullanılır. Quite filling ise doyurucu anlamındadır.

İngilizce Yemek ve İçecek Siparişi Verme

İngilizcede sipariş verirken I’ll have…, I’d like… ve Could I have…? çok yaygındır. I want… dil bilgisi açısından yanlış değildir; ancak hizmet ortamında daha kibar bir ton için diğerleri tercih edilebilir.

Diyalog 5: Başlangıç, ana yemek ve içecek

İki kişi farklı yemekler sipariş ediyor.

Garson:Are you ready to order?
Sipariş vermeye hazır mısınız?
Ali:Yes. We would like to share a salad to start.
Evet. Başlangıç olarak bir salatayı paylaşmak istiyoruz.
Garson:Certainly. What would you like for your main course?
Tabii. Ana yemek olarak ne istersiniz?
Ali:I will have the grilled fish, please.
Izgara balık alacağım, lütfen.
Garson:Would you like potatoes or rice with that?
Yanında patates mi, pilav mı istersiniz?
Ali:Rice, please.
Pilav, lütfen.
Ayşe:I'd like the vegetable pasta.
Ben sebzeli makarna istiyorum.
Garson:Would you like anything to drink?
İçecek bir şey ister misiniz?
Ayşe:An orange juice for me, please.
Benim için bir portakal suyu, lütfen.
Ali:And a glass of sparkling water for me.
Benim için de bir bardak gazlı su.
Garson:Would you like the salad before your main courses?
Salatayı ana yemeklerden önce mi istersiniz?
Ali:Yes, please. That would be lovely.
Evet, lütfen. Çok güzel olur.
Garson:Perfect. I will put your order in.
Harika. Siparişinizi mutfağa ileteceğim.

Pratik ayrım: To start burada başlangıç olarak anlamına gelir. Main course ana yemektir. Bir yemeği paylaşmak için We would like to share… diyebilirsiniz.

Siparişi Değiştirme ve Özel İstek Bildirme

Yemeklere bazı malzemelerin eklenmemesini isteyebilirsiniz. Without onions “soğansız”, extra cheese “ekstra peynirli” demektir. Restoranın değişiklik yapıp yapamadığını her zaman sormak gerekir.

Diyalog 6: Soğansız yemek, pişirme derecesi ve ek garnitür

Bir müşteri burgerini isteğine göre düzenlemek istiyor.

Müşteri:Could I have the beef burger without onions?
Dana burgeri soğansız alabilir miyim?
Garson:Sure. Would you like cheese on it?
Tabii. Üzerine peynir ister misiniz?
Müşteri:Yes, please, but no mayonnaise.
Evet, lütfen; ama mayonez olmasın.
Garson:Would you prefer fries or a side salad?
Patates kızartması mı yoksa küçük bir salata mı tercih edersiniz?
Müşteri:A side salad, please.
Küçük bir salata, lütfen.
Garson:How would you like the burger cooked?
Burger köftesinin nasıl pişmesini istersiniz?
Müşteri:Well done, please.
İyice pişmiş olsun, lütfen.
Garson:No problem. Anything else?
Sorun değil. Başka bir şey?
Müşteri:Could I get some extra ketchup?
Biraz fazladan ketçap alabilir miyim?
Garson:Of course. I will bring it with your meal.
Elbette. Yemeğinizle birlikte getireceğim.

Not: Well done etin iyi pişmiş olmasını belirtir. Pişirme dereceleri özellikle biftek siparişlerinde farklılık gösterir. Kıyma ürünlerinin güvenli pişirilmesi önemlidir; işletmenin gıda güvenliği uygulamalarına güvenmeden az pişmiş ürün istemeyin.

Gıda Alerjisini İngilizce Anlatma

Alerjiniz varsa bunu sipariş vermeden önce doğrudan söylemek önemlidir. Bir yemekte bir malzemenin görünmemesi, o alerjenin bulunmadığını veya hazırlık sırasında temas etmediğini garanti etmez. Garsonun emin olmaması hâlinde mutfaktan teyit istemelisiniz.

Diyalog 7: Fındık alerjisi ve mutfaktan teyit isteme

Müşteri ciddi bir alerjisi olduğunu belirtiyor.

Müşteri:Before I order, I need to tell you that I have a severe nut allergy.
Sipariş vermeden önce ciddi bir kuruyemiş alerjim olduğunu söylemem gerekiyor.
Garson:Thank you for telling me. Which nuts are you allergic to?
Söylediğiniz için teşekkür ederim. Hangi kuruyemişlere alerjiniz var?
Müşteri:I am allergic to peanuts and tree nuts.
Yer fıstığına ve ağaçta yetişen kabuklu yemişlere alerjim var.
Müşteri:Does this dish contain peanuts or other nuts?
Bu yemekte yer fıstığı veya başka kuruyemiş var mı?
Garson:I am not sure about the sauce.
Sostan emin değilim.
Müşteri:Could you please check with the kitchen?
Mutfakla kontrol edebilir misiniz, lütfen?
Garson:Of course. I will ask the chef about the ingredients and preparation.
Tabii. Şefe malzemeleri ve hazırlama biçimini soracağım.
Müşteri:Please also check for possible cross-contact.
Lütfen olası çapraz teması da kontrol edin.
Garson:The kitchen says they cannot guarantee that this dish is free from cross-contact.
Mutfak, bu yemekte çapraz temas olmayacağını garanti edemediklerini söylüyor.
Müşteri:Thank you for checking. I will choose a different option, or eat elsewhere if necessary.
Kontrol ettiğiniz için teşekkür ederim. Başka bir seçenek seçeceğim veya gerekirse başka yerde yemek yiyeceğim.

Hayati ayrım: Contains içerir demektir; cross-contact hazırlanırken alerjenle temas etme riskidir. Ciddi alerjilerde güvenli olduğundan emin olunamayan yemekleri tüketmeyin. Buradaki diyalog örnek amaçlıdır.

Vejetaryen, Vegan veya Özel Beslenme Tercihlerini Söyleme

Vejetaryen ve vegan menüler aynı şey değildir: vejetaryen yemekler süt veya yumurta içerebilir; vegan yemekler hayvansal ürün içermez. Benzer şekilde halal, gluten-free ve dairy-free ifadeleri farklı ihtiyaçları anlatır. İfadenin menüde yazması her zaman özel bir ihtiyacı karşıladığının garantisi değildir.

Diyalog 8: Vegan seçenek ve malzeme sorma

Müşteri hayvansal ürün içermeyen bir yemek arıyor.

Müşteri:Do you have any vegan dishes?
Vegan yemekleriniz var mı?
Garson:We have a vegetable curry and a lentil soup.
Sebzeli köri ve mercimek çorbamız var.
Müşteri:Is the curry made with dairy or butter?
Köri süt ürünü veya tereyağıyla mı yapılıyor?
Garson:It is made with coconut milk.
Hindistan cevizi sütüyle yapılıyor.
Müşteri:What about the soup? Does it contain any meat stock?
Peki ya çorba? Et suyu içeriyor mu?
Garson:Let me check that for you.
Sizin için kontrol edeyim.
Garson:The soup is made with vegetable stock.
Çorba sebze suyuyla hazırlanıyor.
Müşteri:Great. I will have the soup and the vegetable curry.
Harika. Çorba ve sebzeli köri alacağım.
Garson:Would you like some rice with the curry?
Körinin yanında pilav ister misiniz?
Müşteri:Yes, please.
Evet, lütfen.

Made with “… ile hazırlanmış” anlamındadır. Beslenme tercihiniz dinî veya tıbbi nedenlerle katıysa kullanılan malzemeleri, sosları ve hazırlık koşullarını ayrıca doğrulatın.

Çocuklarla Restoranda İngilizce Konuşma

Ailece yemek yerken yüksek sandalye, çocuk menüsü veya küçük porsiyon isteyebilirsiniz. High chair küçük çocuklar için mama sandalyesidir.

Diyalog 9: Çocuk menüsü ve mama sandalyesi

Bir aile küçük çocuğuyla restorana geliyor.

Görevli:Good afternoon. How many are in your party?
İyi günler. Grubunuz kaç kişi?
Anne:Two adults and one child.
İki yetişkin ve bir çocuk.
Görevli:Would you like a high chair?
Mama sandalyesi ister misiniz?
Anne:Yes, please. That would help.
Evet, lütfen. Çok işimize yarar.
Görevli:Here are your menus.
Menüleriniz burada.
Baba:Do you have a kids’ menu?
Çocuk menünüz var mı?
Görevli:Yes, it is on the last page.
Evet, son sayfada.
Baba:Can we order a smaller portion of pasta?
Daha küçük bir porsiyon makarna sipariş edebilir miyiz?
Görevli:Let me ask the kitchen.
Mutfağa sorayım.
Anne:Thank you. Could we also have an extra napkin?
Teşekkürler. Bir peçete daha alabilir miyiz?
Görevli:Certainly. I will bring it right away.
Elbette. Hemen getireceğim.

Kullanışlı kalıp: How many are in your party? restoranda kaç kişi olduğunuzu sorar. Buradaki party “parti” değil, birlikte gelen grup anlamındadır.

Yanlış veya Geç Gelen Siparişi Kibarca Bildirme

Bir sorun çıktığında Excuse me, I think… ya da Sorry, but… ile başlamak yardımcı olur. Durumu açıkça söylemek yeterlidir; uzun açıklamalar yapmak zorunda değilsiniz.

Diyalog 10: Yanlış yemek ve bekleme süresi

Müşteriye sipariş etmediği yemek geliyor; diğer yemek de gecikmiş.

Müşteri:Excuse me, I think there has been a mistake.
Affedersiniz, sanırım bir karışıklık olmuş.
Garson:I am sorry. What seems to be the problem?
Özür dilerim. Sorun nedir?
Müşteri:I ordered the mushroom pasta, but this is chicken pasta.
Mantarlı makarna sipariş ettim ama bu tavuklu makarna.
Garson:You are right. I apologise for the mix-up.
Haklısınız. Karışıklık için özür dilerim.
Müşteri:Could you bring the dish I ordered?
Sipariş ettiğim yemeği getirebilir misiniz?
Garson:Certainly. I will speak to the kitchen now.
Elbette. Hemen mutfakla konuşacağım.
Müşteri:Do you know how long it will take?
Ne kadar süreceğini biliyor musunuz?
Garson:It should take about ten minutes.
Yaklaşık on dakika sürmesi bekleniyor.
Müşteri:All right. Thank you for sorting it out.
Peki. İlgilendiğiniz için teşekkürler.
Garson:Thank you for your patience.
Sabrınız için teşekkür ederim.

Mix-up bir karışıklığı belirtir. Sorting it out ise sorunu çözmek anlamına gelir. Bu ifadeler gerginliği artırmadan konuyu açıklamanıza yardım eder.

Yemeğin Soğuk Olması veya Bir Sorun Çıkması

Yemek yeterince sıcak değilse yeniden ısıtılmasını veya değiştirilmesini isteyebilirsiniz. Yemekte size tehlike yaratabilecek bir madde olduğunu düşünüyorsanız, yemeyi bırakıp durumu açıkça bildirin.

Diyalog 11: Soğuk yemek için yardım isteme

Müşteri, ana yemeğinin yeterince sıcak olmadığını fark ediyor.

Müşteri:Excuse me, could I ask you something?
Affedersiniz, bir şey sorabilir miyim?
Garson:Of course. Is everything all right?
Tabii. Her şey yolunda mı?
Müşteri:My food is a little cold.
Yemeğim biraz soğuk.
Garson:I am sorry about that.
Bunun için üzgünüm.
Müşteri:Could you heat it up, please?
Isıtabilir misiniz, lütfen?
Garson:Certainly. Would you prefer a fresh portion instead?
Elbette. Bunun yerine yeni bir porsiyon tercih eder misiniz?
Müşteri:A fresh portion would be better, thank you.
Yeni bir porsiyon daha iyi olur, teşekkür ederim.
Garson:I will arrange that right away.
Hemen ayarlayacağım.
Müşteri:Thank you for your help.
Yardımınız için teşekkür ederim.

Heat it up “ısıtmak”, a fresh portion ise “yeni hazırlanmış porsiyon” anlamına gelir. Sorunun türüne göre hangisinin uygun olduğunu sorabilirsiniz.

Tatlı, Kahve ve Paket Servis İsteme

Yemekten sonra tatlı menüsünü isteyebilir veya artan yemeği paket yaptırabilirsiniz. Amerikan İngilizcesinde to go, İngiliz İngilizcesinde takeaway yaygındır.

Diyalog 12: Tatlı ve kalan yemeği paket yaptırma

Müşteriler yemeği bitiriyor ve kahve istiyor.

Garson:How was everything?
Her şey nasıldı?
Müşteri:It was delicious, thank you.
Çok lezzetliydi, teşekkür ederiz.
Garson:Would you like to see the dessert menu?
Tatlı menüsünü görmek ister misiniz?
Müşteri:Yes, please. What do you recommend?
Evet, lütfen. Ne önerirsiniz?
Garson:The chocolate cake is very popular.
Çikolatalı kek çok seviliyor.
Müşteri:We will share one slice, and I will have a coffee.
Bir dilim paylaşacağız, ben de bir kahve alacağım.
Garson:Anything else?
Başka bir şey?
Müşteri:Could we have the rest of our pizza to go?
Pizzamızın kalanını paket alabilir miyiz?
Garson:Of course. I will bring a box.
Tabii. Bir kutu getireceğim.
Müşteri:Thank you.
Teşekkür ederim.

The rest of… “… geri kalanı” demektir. Could we have the rest of our pizza to go? ifadesi, masada kalan pizzayı paket istemenin doğal yollarından biridir.

Restoranda Hesap İsteme ve Ödeme Yapma

İngiltere’de hesabı istemek için daha çok bill, ABD’de check kullanılır. Can we split the bill? masadaki kişilerin hesabı bölüşmek istediğini anlatır; tutarı eşit mi yoksa kişi başı ayrı mı ödeyeceğinizi ayrıca söylemek gerekebilir.

Diyalog 13: Hesabı bölüşme, kartla ödeme ve servis ücreti

İki arkadaş ayrı ödeme yapmak istiyor.

Müşteri:Excuse me, could we have the bill, please?
Affedersiniz, hesabı alabilir miyiz, lütfen?
Garson:Certainly. Here you are.
Elbette. Buyurun.
Müşteri:Could we pay separately?
Ayrı ayrı ödeyebilir miyiz?
Garson:Yes. Would you like to split it equally?
Evet. Eşit olarak mı bölmek istersiniz?
Müşteri:No, we would like to pay for what we each ordered.
Hayır, herkes kendi siparişini ödemek istiyor.
Garson:No problem. Are you paying by card?
Sorun değil. Kartla mı ödeyeceksiniz?
Müşteri:Yes. Is the service charge included?
Evet. Servis ücreti dahil mi?
Garson:Yes, it is already included in the total.
Evet, toplam tutara zaten dahil.
Müşteri:Could we have separate receipts, please?
Ayrı ayrı ödeme fişi alabilir miyiz, lütfen?
Garson:Of course. I will print them now.
Tabii. Hemen yazdıracağım.
Müşteri:Thank you. Have a nice evening.
Teşekkürler. İyi akşamlar.
Garson:You too. Thank you for coming.
Size de. Geldiğiniz için teşekkürler.

Önemli ayrım: Service charge işletmenin hesaba ekleyebildiği servis bedelidir; tip bahşiştir. Bahşiş ve servis ücreti uygulamaları ülkeye ve işletmeye göre değişir. Ödeme yapmadan önce hesabı kontrol edebilirsiniz.

En Çok İşe Yarayan Kısa Restoran Cümleleri

Aşağıdaki cümleleri gerektiğinde kullanabilmek, uzun bir konuşma yapamasanız da birçok durumu çözmenize yardımcı olur. Bunlar tam cümle olduğu için Türkçe anlamları alt satırdadır.

Do you have a table for three?
Üç kişilik boş masanız var mı?

I have a reservation under the name Yılmaz.
Yılmaz adına rezervasyonum var.

Could I see the menu, please?
Menüyü görebilir miyim, lütfen?

What do you recommend?
Ne tavsiye edersiniz?

Does this dish contain dairy?
Bu yemek süt ürünü içeriyor mu?

Could you check with the kitchen?
Mutfakla kontrol edebilir misiniz?

I am not ready to order yet.
Henüz sipariş vermeye hazır değilim.

Could I have it without onions?
Soğansız alabilir miyim?

Could we have some more water?
Biraz daha su alabilir miyiz?

I think this is not what I ordered.
Sanırım bu benim sipariş ettiğim yemek değil.

Could you bring us another fork, please?
Bize bir çatal daha getirebilir misiniz, lütfen?

Can I take the leftovers home?
Kalan yemekleri eve götürebilir miyim?

Could we have the check, please?
Hesabı alabilir miyiz, lütfen?

Can we pay by card?
Kartla ödeyebilir miyiz?

Could we get separate bills?
Ayrı hesap alabilir miyiz?

Everything was lovely. Thank you.
Her şey çok güzeldi. Teşekkür ederim.

Restoranda Kolayca Karıştırılan İngilizce İfadeler

Book / order: Book a table, masa ayırtmaktır. Order a meal ise yemek sipariş etmektir. Rezervasyonu ve siparişi aynı fiille anlatmayız.

Bill / check: İkisi de hesap anlamına gelebilir. Bill İngiltere’de, check ABD’de daha yaygındır. Receipt ise genellikle ödeme sonrasında verilen fiştir.

Starter / main course / dessert: Sırasıyla başlangıç, ana yemek ve tatlı anlamına gelir. Side dish ana yemeğin yanında servis edilen garnitür veya yan yemektir.

I will have / I would like / I want: Üçü de istek bildirebilir. Sipariş verirken I’ll have… ve I’d like… daha yumuşak ve yaygın ifadelerdir; I want… her bağlamda yanlış değildir.

For here / to go: Özellikle kafelerde For here or to go? sorusunu duyabilirsiniz: “Burada mı yiyeceksiniz, paket mi?” anlamına gelir. İngiliz İngilizcesinde eat in or takeaway da denebilir.

Allergy / preference: Alerji bir sağlık riskidir; yalnızca belirli bir malzemeyi sevmemekle aynı şey değildir. Alerjiyi I’m allergic to… ile açıkça belirtin; güvenlik konusunda kesin teyit isteyin.

Restoran İngilizcesini Nasıl Çalışabilirsiniz?

Önce kendinize en yakın durumu seçin: masa ayırtmak mı, sipariş vermek mi, yoksa hesabı istemek mi? İlgili diyalogdaki İngilizce cümleleri dinleyin, ardından Türkçelerine bakmadan tekrar etmeyi deneyin. Sonra yemek, kişi sayısı veya saat gibi bilgileri değiştirerek aynı konuşmayı yeniden kurun. Böylece cümleleri yalnızca ezberlemek yerine farklı durumlara uyarlayabilirsiniz.

Restoranda yol sormanız veya bir yere nasıl gideceğinizi anlatmanız gerekirse İngilizce adres tarifi konusundaki ifadeler de işinize yarayabilir.