Derslerde Ara

Commonly Confused Verbs Nedir?

İngilizcede bazı fiillerin Türkçe karşılıkları birbirine yakındır, ancak cümlede aldıkları nesne veya kullanıldıkları durum farklıdır. Say/tell, make/do, borrow/lend, bring/take çiftleri bunun yaygın örnekleridir. Sözcüklerin hepsini “söylemek”, “yapmak”, “almak” gibi tek Türkçe karşılığa indirmek hata üretir. Bu derste her çifti anlam, cümle dizilişi ve günlük kullanım bakımından yan yana karşılaştıracağız.

Fiil öğrenirken yalnızca sözlük karşılığını değil, ardından nelerin geldiğini de not edin. Örneğin tell somebody something, say something to somebody yapıları önemlidir. Benzer biçimde borrow something from someone ve lend something to someone olayın ters yönlerini gösterir. Bu tür eşleşmeler, konuşurken kelimeyi uzun uzun düşünmeden doğru seçebilmenize yardımcı olur.

say something: bir şey söylemek
tell someone: birine anlatmak
borrow from: birinden ödünç almak
lend to: birine ödünç vermek
Please tell me the truth.Lütfen bana gerçeği söyle.
What did she say?O ne söyledi?
Can I borrow your pen?Kalemini ödünç alabilir miyim?
Could you lend me your pen?Bana kalemini ödünç verebilir misin?
I will bring the documents here.Belgeleri buraya getireceğim.
Please take these papers upstairs.Lütfen bu kâğıtları yukarı götür.

Say ve Tell: Söylenen Söz ile Dinleyen Kişi

Say genellikle söylenen sözün kendisine odaklanır: She said hello. Dinleyiciyi açıkça belirtmek isterseniz sıklıkla say something to someone kullanılır: She said hello to me. Tell ise çoğunlukla kime söylendiğini doğrudan nesneyle belirtir: She told me the news. Bu yüzden She told to me değil, She told me denir.

Bir diğer ayrıntı, sabit kalıplardır. Tell a story, tell a lie, tell the truth, tell the time ifadelerinde tell kullanılır. Say yes, say no, say sorry, say a word biçimlerinde ise say doğaldır. Dolaylı anlatımda He said that he was tired ve He told me that he was tired ikisi de kullanılabilir, ancak ikinci örnekte dinleyici nesnesi bulunur.

say hello: merhaba demek
tell the truth: gerçeği söylemek
tell me a story: bana hikâye anlatmak
say something to her: ona bir şey söylemek
What did your teacher say?Öğretmenin ne dedi?
He told me a funny story.Bana komik bir hikâye anlattı.
She said goodbye to everyone.Herkese hoşça kal dedi.
Please tell us what happened.Lütfen bize ne olduğunu anlat.
He said that he was busy.Meşgul olduğunu söyledi.
She told her brother the truth.Erkek kardeşine gerçeği söyledi.

Make ve Do: Üretmek mi, Faaliyet mi?

Make çoğunlukla ortaya bir sonuç veya ürün koyma fikriyle ilişkilidir: make a cake, make a plan, make a decision. Do ise görev, iş veya faaliyetle sık kullanılır: do homework, do housework, do the dishes. Ancak bu genel ayrım tek başına bütün kalıpları açıklamaz. Make a mistake ve do your best gibi ifadeleri kalıp olarak öğrenmek gerekir.

Make progress “ilerleme kaydetmek”, make money “para kazanmak”, do business ise “iş yapmak/ticaret yapmak” anlamındadır. Kişiye yaptırma anlamındaki make somebody do something ise farklı bir dil bilgisi yapısıdır ve ileri causatives dersinde ayrıntılı biçimde incelenir. Buradaki odak, iki günlük fiilin isimlerle doğru eşleşmesidir. Kendi hayatınızdan üç make ve üç do cümlesi oluşturun.

make a decision: karar vermek
make a mistake: hata yapmak
do homework: ödev yapmak
do the dishes: bulaşıkları yıkamak
I need to make a decision today.Bugün karar vermem gerekiyor.
She made a delicious soup.Lezzetli bir çorba yaptı.
We do the shopping on Saturdays.Alışverişi cumartesileri yaparız.
Did you do your homework?Ödevini yaptın mı?
You have made great progress.Büyük ilerleme kaydettin.
He always does his best.Her zaman elinden geleni yapar.

Borrow ve Lend: Ödünç Almak ve Vermek

Borrow bir şeyi başka birinden geçici olarak almak anlamına gelir. Lend ise bir şeyi başka birine geçici olarak vermektir. Türkçede bazen “ödünç” kelimesi her ikisinde de bulunduğu için yön kolayca karışır. Can I borrow your charger? şarj cihazını ödünç almak istediğinizi, Can you lend me your charger? ise karşınızdakinden onu ödünç vermesini istediğinizi anlatır.

Kalıplar da yardımcı olur: borrow something from somebody ve lend something to somebody. Lend somebody something de doğrudur; lend me a book gibi. Geçmiş zamanları farklıdır: borrowed düzenli, lent düzensizdir. İade eylemi ise return veya günlük dilde give back ile anlatılır. Ödünç vermenin eşyayı hediye etmek olmadığını örneklerinizde vurgulayın.

borrow a book: kitap ödünç almak
lend a book: kitap ödünç vermek
borrowed from her: ondan ödünç aldı
lent it to me: onu bana ödünç verdi
May I borrow your dictionary?Sözlüğünü ödünç alabilir miyim?
My friend lent me his bicycle.Arkadaşım bana bisikletini ödünç verdi.
I borrowed this book from the library.Bu kitabı kütüphaneden ödünç aldım.
Could you lend your notes to Deniz?Notlarını Deniz’e ödünç verebilir misin?
I will return it tomorrow.Yarın geri vereceğim.
She has already given the camera back.Kamerayı çoktan geri verdi.

Bring ve Take: Hareketin Yönü

Bring çoğunlukla konuşanın veya referans alınan kişinin bulunduğu yere doğru getirmeyi, take ise bir şeyi başka bir yere götürmeyi anlatır. Bring your passport here pasaportu buraya getirme çağrısıdır. Take this parcel to the post office paketi başka yere götürmeyi ifade eder. Ancak konuşan kişi bakış açısını gelecekteki bir toplantıya veya karşıdakinin bulunduğu yere kaydırdığında bring yine kullanılabilir.

Bu nedenle “Bir yere götürmek her zaman take, getirmek her zaman bring” gibi mekanik çeviriler yeterli değildir. Can you bring some water to the meeting? derken toplantı ortak referans noktası olabilir. Take your coat with you paltosunu yanında götürmesini ister. Hareketin hangi bakış açısına göre anlatıldığını düşünmek, özellikle telefon konuşmalarındaki tercihleri anlamayı kolaylaştırır.

bring it here: onu buraya getir
take it there: onu oraya götür
bring your ID: kimliğini getir
take your umbrella: şemsiyeni götür
Please bring your ticket to the desk.Lütfen biletini gişeye getir.
Can you take these books upstairs?Bu kitapları yukarı götürebilir misin?
I will bring some fruit to the picnic.Pikniğe biraz meyve getireceğim.
Take your keys with you.Anahtarlarını yanına al.
Could you bring me a glass of water?Bana bir bardak su getirebilir misin?
She took the documents to the office.Belgeleri ofise götürdü.

Rise ve Raise: Nesne Alıyor mu?

Rise yükselmek veya artmak anlamında geçişsiz kullanılır: Prices rise, The sun rises. Bir nesnenin yükselmesine neden olduğunuzu söylemek isterseniz raise gerekir: Raise your hand, The company raised prices. İki fiilin Türkçede yakın karşılıkları olduğu için nesne olup olmadığını kontrol etmek çok önemlidir. Kişi kendi kendine yükseliyorsa rise, bir şeyi yükseltiyorsa raise seçin.

Geçmiş zaman biçimleri de ayrıdır. Rise – rose – risen düzensizdir; raise – raised – raised düzenlidir. The river rose suyun yükseldiğini, They raised the bridge köprüyü kaldırdıklarını anlatır. Rise ve raise yalnızca fiziksel hareket için kullanılmaz; fiyatlar, vergiler, sıcaklık ve beklentiler hakkında da kullanılır. Örnek yazarken nesneyi işaretlemek büyük kolaylık sağlar.

rise – rose – risen: yükselmek – yükseldi – yükselmiş
raise – raised – raised: yükseltmek – yükseltti – yükseltilmiş
raise your hand: elini kaldır
prices rise: fiyatlar yükselir
The sun rises in the east.Güneş doğudan doğar.
Prices rose last month.Geçen ay fiyatlar yükseldi.
Please raise your hand.Lütfen elinizi kaldırın.
The company raised its prices.Şirket fiyatlarını artırdı.
The water level has risen.Su seviyesi yükseldi.
They raised the flag at nine.Bayrağı dokuzda göndere çektiler.

Karıştırılan Fiilleri Doğru Seçme ve Mini Tekrar

Sözcüğü seçmeden önce üç kısa kontrol yapın: Anlamda hangi yön var, fiil doğrudan nesne alıyor mu ve fiille birlikte hangi isim kullanılıyor? Tell çoğunlukla kişiyi nesne olarak alır; say sözün kendisine odaklanır. Borrow alma, lend verme yönünü gösterir. Rise nesnesiz, raise nesneyle kullanılır. Make ve do ise çok sayıda yerleşik kalıpla öğrenilmelidir.

Örnekleri yalnızca tek kelime çevirmek yerine bütün cümleyi sesli tekrar edin: Tell me the truth, Do your homework, Borrow a book from the library, Raise your hand. Yanlış seçilmiş fiili fark etmek için sözcükleri eşleştirme defteri hazırlayın. Özellikle geçmiş zamanlarla da çalışın: said/told, made/did, borrowed/lent, brought/took, rose/raised ayrımı günlük anlatımda büyük fark yaratır.

said / told: söyledi / birine anlattı
made / did: yaptı / gerçekleştirdi
borrowed / lent: ödünç aldı / verdi
rose / raised: yükseldi / yükseltti
Incorrect: She said me the truth.Yanlış: Tell somebody the truth kullanılmalı.
Correct: She told me the truth.Doğru: Bana gerçeği söyledi.
Incorrect: I made my homework.Yanlış: Homework ile do kullanılır.
Correct: I did my homework.Doğru: Ödevimi yaptım.
Incorrect: Prices raised yesterday.Yanlış: Nesnesiz artış için rise kullanılır.
Correct: Prices rose yesterday.Doğru: Fiyatlar dün yükseldi.

Günlük Diyalog – Short Dialogue

Aşağıdaki konuşmada kalıbın neden seçildiğine dikkat edin. Önce İngilizce satırı dinleyin, ardından hemen altındaki Türkçe karşılığını okuyun. Diyaloğu bir arkadaşınızla rol değiştirerek tekrarlamayı deneyin.

A: Can I borrow your book for a day?Kitabını bir günlüğüne ödünç alabilir miyim?
B: Of course. I can lend it to you.Elbette. Sana ödünç verebilirim.
A: Should I bring it back tomorrow?Yarın geri getirmeli miyim?
B: Yes, and please tell me what you think.Evet, bir de ne düşündüğünü bana söyle lütfen.
A: I will do my best to finish it.Bitirmek için elimden geleni yapacağım.
B: Great. You can take it home now.Harika. Şimdi eve götürebilirsin.

Kendini Sına – Mini Alıştırma

1. “Bana gerçeği söyle” cümlesinde say yerine hangi fiili kullanacağınızı açıklayın.

2. Bir kitabı kütüphaneden ödünç almak ve arkadaşınıza ödünç vermek için iki ayrı cümle kurun.

3. “Fiyatlar arttı” ile “Şirket fiyatları artırdı” örneklerinde rise/raise seçimini ve nesne farkını gösterin.

İlgili konularda pekiştirme yapmak için Regular Verbs, Irregular Verbs, Phrasal Verbs derslerine de göz atabilirsiniz.